Hayatımızı denetleyen kaçırma korkusundan bahsetmiştik.
Sürekli tetikte kalarak eksilttiğimiz boşluklardan…
Kimileri buna katılmayabilir.
Çağın gereği koşturmamız gerektiğini düşünenler de var çünkü
Hadi öyle olsun!
Bu koşturmaca içinde gerçekten önemli olan şeyleri fark etmeden kaybedişimiz ne olacak peki?
Arkadaşımızın sohbet arasındaki düşünceli bakışı…
Dostlarımızın söylemek isteyip de söyleyemedikleri…
Kitapların bize verdiği huzur…
Sabah kahvemizin kokusu…
Akşam yürüyüşündeki ferahlık…
…
Zamanı dolduracağız derken ruhlarımızı dolduracak vakit bulamıyoruz sanki!
Dolu kapları daha da doldurma çabasıyla koşarken boşalttıklarımızı fark etmiyoruz.
Fark etsek de önemsemiyoruz!
Kaçırmak istemediklerimiz insan olmanın en önemli inceliklerini kaçırmamıza neden oluyor.
Bizi kendimizle kalmaya cesaret edemez hâle getirerek kendimizi kaybettiriyor.
Videoyu hızlandırmamız, sesi açmamız, ekranı parlaklaştırmamız, dikkatimizi dağıtacak bir şeyler aramamız kendimizle kalmaya cesaretimiz kalmadığından belki de!
Ama inanın içimizde hala bir ses var: Belki çok kısık, belki çok kırgın, belki ne zaman nerede konuşacağını bilemiyor ama hâlâ fısıldıyor: “Bir yanlışlık var!”
Derinlikle beslenen insan ruhu hıza alışkın gibi görünse de; ne kadar bilgiye, içeriğe, deneyime boğulmak istese de temas etmemenin verdiği sıkıntı eninde sonunda gün yüzüne çıkıyor.
Kendimize, sevdiklerimize, hayata, duygularımıza, anlarımıza temas etme ihtiyacımız giderilmedikçe hiçbir şey tam olmuyor.
Peki ne yapmalıyız?
Dışımızdaki zorlayıcılarla nasıl baş etmeliyiz?
Belki de önce biraz durabiliriz!
Günde beş dakika hiçbir şey yapmamak için kendimize izin verebiliriz.
Sonrasında ne yapmamız gerektiğini görebilir ve uygulayabiliriz.
Çünkü hayatımızı değiştirecek şey büyük bir devrim yerine küçük farkındalıklarda saklı olabilir.
Belki de eksik hissetmemizin nedeni hayatın bize bir şey vermemesi değil; bizim halihazırda sahip olduklarımızı fark edecek zamanı kendimize vermememizdir!
Belki de mutluluk büyük hedeflerin sonunda değil, kendi içimizde saklı sessizliklerdedir!
Sonuç olarak çok şey yapmaya çalıştıkça daha çok şey kaçırmış oluyoruz.
Daha azını yaptıkça daha azını kaçırmış olmaz mıyız?
Yavaşladıkça isteklerimiz azalacak; sakin, huzurlu yaşam zorunluluklarımızı da azaltacaktır.
Daha da önemlisi kaçtıklarımızla yüzleşecek zaman yaratarak kişisel gelişimimize de katkı sağlayabiliriz.
Yani istediklerimizi yaptırdığını sandığımız meşguliyet aslında kaçtıklarımızı gizleyen ve tamamlanmamızı sağlayacak olandan uzaklaştırıyor olabilir bizi!
Belki de kaybettiklerimiz yoğunlukla değil, yavaşlıkla geri gelir.
Hem o zaman böyle yazıları okuyacak sabrımız da olur!
Ne dersiniz?
Eksik olan zaman değildir de bizizdir belki!
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.