00:17 - Esenyurt’ta Yeşil Alan Krizi: 7 Mahallenin Ortak Nefes Alanı Yapılaşmaya Açılıyor
21:51 - Tarihe yön veren eserler Arete’nin 16. yıl sergisinde
18:51 - Atilla Taş’tan Erol Köse’ye: Hakkımı helal etmiyorum, ateşin bol olsun
00:49 - Savaş bataklığındaki ülkelere Erdoğan’dan “akıllı olun” mesajı
14:16 - Evine giren hırsızın aklını aldı! O anlar saniye saniye kamerada
Savaşlarda güçlü olan kendini ya da birilerini savunmak için yaptığını söyler.
Kendisi saldırmasa düşmanı saldıracaktır ve o aslında birçok tehlikeyi engellemiştir!
Sonrasında durumun tam da öyle olmadığı anlaşılsa da olan olmuştur artık!
Tıpkı Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Filistin’de ve şimdi de İran’da olduğu gibi!
Zayıf olan ise yaşadığı yıkımı anlatmaya çalışır.
Olabildiğince dünyaya sesini duyurma gayretindedir.
Direnmeye ve karşılık vermeye çalışırken yaşananların adil olmadığını anlatmaya uğraşır.
Her ikisi arasında halkın yaşadıkları ise gerçeğin ta kendisidir:
Ölen insanlar, yok olan şehirler; kan ve vahşet dolu görüntüler…
Tarafların söylediklerinden daha vahimi akan kanlar…
Adaletle sınırlandırılamayan gücün yıkıcı sonuçları…
Bir annenin çocuğunu korumaya çalışırken ölmesi mesela…
Ya da bir çocuğun oyuncağına sarılarak can vermesi…
Bir babanın eve dönüp dönemeyeceğinin bilinmemesi…
Akılla, mantıkla, merhametle, vicdanla örtüşmeyen durumlar…
Tarih kazanını ya da kaybedeni yazarken hayatını yok ettiği insanları hatırlamaz bile!
Asıl gerçek buyken zalimlerin uydurduğu gerçeklerle başlayan savaşlar konuşulur sürekli.
Tıpkı İran’da olduğu gibi!
Farklı Pencere…
İnsanlık tarihine kara bir leke olarak yazılan savaşlara farklı pencerelerden yaklaşmak gerekiyor sanki!
Kimsenin halkla bir sorunu yok!
Taraflar halkı değil yönetenleri ya da askeri unsurları hedef aldığını açıklayıp duruyor!
O zaman kimin savaşı bu?
Savaşanlar halkın seçtikleri değil mi?
Bir devlete saldırmak halkına saldırmak değil mi?
Güçlü olana bu soruları sormak zor tabi!
Diğer taraftan bilim ve teknolojinin gücüyle uzaktan süren savaşlar dünya için çok daha büyük tehlikelerin habercisi.
Sadece bir düğmeye basana kadar kontrol altında görünen birçok şey düğmeye basınca tamamen kontrolden çıkıyor.
Ve saldıran da savunan da bunu savunma amacıyla yaptığını söyleyebiliyor.
Daha büyük tehlikeleri engellemek için saldırdığını söyleyen güçlü olunca hiç kimse gereken tepkiyi gösteremiyor.
Hak, hukuk, adalet düsturuyla en haksız, en hukuksuz, en adaletsiz savaşlar yapılıyor.
Çatışmalar etik değerlerden ve sağduyudan uzaklaşıyor.
Sivil ya da çoluk çocuk ayrımı yapılmıyor.
Bütün bunlar dünyamız için yeni bir düzenin gerekliliğini gösteriyor.
Mevcut gidişat yeni düzeni düzensizlik üzerine inşa ediliyor gibi gösteriyor!
En azından şimdilik…
Bunu aşmanın yolu da sorumluluk sahibi iyi insanlar yetiştirmekten geçiyor.
Özellikle siyasiler içerisinde sağduyulu, empati yaparak karşıyı anlayabilen iyi insanların çoğalması gerekiyor.
Ya da farklı uluslararası yaptırımlarla savaş kararı alan siyasilerin ya da yakınlarının savaşların en ön saflarında yer alması da bir çözüm olabilir!
Ancak o zaman saldırmadan önce iki kez düşünerek savaşın sonuçlarına değip değmeyeceği sorgulanabilir.
Kolay karar alma ve kişilerin inisiyatifine bırakma engellenebilir.
Yani savaş kararı alanlara yönelik yaptırımlar savaş sonrasına bırakılmamalı, savaştan önce bir bedel ödenmeleri sağlanmalı.
Bunun için de güçlü uluslararası kuruluşlar gerekiyor ama onlar da savaş kararı alanların kontrolünde maalesef!
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.