Daha önce üç ayrı yazıda yerel yönetimlerde seçmen iradesini, kamu ahlakını, liyakati ve hesap verebilirliği ele aldım.
Şimdi Esenyurt’ta yaşanan gelişme, bu tartışmayı çok daha vahim bir noktaya taşımıştır.
Esenyurt Belediye Başkanı görevden uzaklaştırıldıktan sonra belediyeye kayyum olarak görevlendirilen Can Aksoy, ilk önemli atamalarından birini yaparak Yusuf Ulutaş’ı belediye başkan yardımcılığına getirmiş ve belediyenin çok sayıda müdürlüğünü kendisine bağlamıştı.
Bugün ise Yusuf Ulutaş’ın da aralarında bulunduğu kişiler hakkında, belediye ihalelerine fesat karıştırıldığı ve müteahhitlerden rüşvet alındığı iddialarıyla soruşturma yürütülüyor.
Henüz kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadığını ve masumiyet karinesinin herkes için geçerli olduğunu özellikle belirtmek gerekir.
Ancak bu durum, idari ve siyasi sorumluluk bakımından sorulması gereken soruları ortadan kaldırmaz.
Bir belediyeye kayyum atanmasının temel gerekçesi; kamu düzenini, devlet disiplinini ve belediye kaynaklarını korumaktır. Devletin doğrudan gözetimindeki böyle bir belediyede ciddi yolsuzluk iddialarının ortaya çıkması, artık yalnızca bir kişinin suçlanmasıyla açıklanamaz.
Kayyum yönetimi yaşananlardan habersizse, denetim görevini yerine getirememiş demektir.
Haberdarsa, neden zamanında müdahale edilmediği açıklanmalıdır.
Soruşturmanın başlamasına kendisi katkı sağladıysa, bu elbette önemlidir; fakat kendi atadığı, geniş yetkiler verdiği ve çok sayıda müdürlüğü bağladığı bir yöneticinin seçilmesinde hangi liyakat ve güvenlik ölçütlerinin kullanıldığı sorusunu ortadan kaldırmaz.
Asıl mesele tam da budur:
Denetlemek için görevlendirilen yönetimin kendisi yeterince denetlenmiş midir?
Önceki yazılarımda, yerel yönetimlerde seçilmiş meclis ile liyakatli kamu yönetimini birlikte esas alan yeni bir model önermiştim.
Esenyurt’ta yaşananlar, yalnızca seçilmiş olmanın da atanmış olmanın da tek başına temiz ve başarılı yönetim güvencesi olmadığını göstermektedir.
Sorun, seçilmiş ya da atanmış olmak değildir.
Sorun; denetimsiz yetki, siyasi sadakatle yapılan atamalar ve işlemeyen hesap verme düzenidir.
Devlet geleneğimizde makam mülk değil, emanettir.
Emaneti taşıyacak kişinin geçmişi, mesleki yeterliliği, mal varlığı, ilişkileri ve kararları göreve getirilmeden önce araştırılmalı; görevi sırasında da bağımsız ve sürekli biçimde denetlenmelidir.
Çünkü kamu ahlakı yalnızca konuşularak korunmaz.
Liyakatli atama, şeffaf ihale, etkili denetim ve zamanında müdahale ile korunur.
Seçilmiş yönetim de kayyum yönetimi de hukuk karşısında eşit biçimde hesap vermelidir.
Devletin itibarı kişileri korumakla değil, kamunun hakkını korumakla güçlenir.
Mustafa ERKEN
Mimar-Şehir Plancı