Yüksek Çevre Tasarımcısı ve İç Mimar Gülümser Lekpek, hızla tüketilen modern çağda yükselen “eskiye dönüş” akımını kaleme aldı. Lekpek’e göre iç mekânda gerçek lüks; pırıltıda değil, yaşanmışlığın getirdiği dürüstlükte gizli.
Günümüzün hızla değişen dünyasında, iç mimari artık sadece bir dekorasyon aracı değil, bir “kimlik ifadesi” ve “kültürel bellek” koruyucusu olarak öne çıkıyor. Yüksek Çevre Tasarımcısı, İç Mimar ve Mimar Gülümser Lekpek, Ayar Dergi için hazırladığı son değerlendirme yazısında, mekanların sadece metrekarelerden ibaret olmadığını, her bir çatlağın ve dokunun bir hikaye fısıldadığını vurguladı.
“Hızla tüketilen nesnelerin gölgesinde, ruhu olan mekânlar yükseliyor. İç Mimar Gülümser Lekpek, ‘Yavaş Tasarım’ felsefesiyle modern dünyayı zamansızlığın derin köklerine davet ediyor: Çünkü bir mekân yaş aldıkça değil, hikâyesini saklayabildikçe güzelleşir.”
”Zaman Eskitmez, Anlam Katar”
Lekpek, modern dünyanın unuttuğu “zamansızlık” kavramına dikkat çekerek, modanın geçiciliğine karşı kalıcılığın önemini savunuyor. Yazısında, “Bir mekânın zamansız olması, modayı takip etmemesiyle değil; kendine ait bir zamanı olmasıyla ilgilidir,” diyen Lekpek, ahşabın yaşlanan yüzeyinin ve oksitlenmiş pirincin aslında estetik birer değer olduğunu belirtiyor.
Sürdürülebilirlik ve Yavaş Tasarım
Tasarımdaki eskiye dönüşün sadece nostaljik bir tercih olmadığını, aynı zamanda bir vicdan meselesi olduğunu ifade eden Lekpek, şu noktalara değiniyor:
Dönüşüm: Eşyayı atmak yerine ona yeni bir hayat vermek.
Doğallık: Taşın soğukluğu ile el dokuması kilimin sıcaklığındaki denge.
Yavaş Tasarım: Seri üretim yerine el emeğine ve doğaya dönüş.
Anadolu’dan Cumhuriyet’e Kültürel İzler
İç mimarideki bu akımın köklerinin kültürel bellekte yattığını belirten Gülümser Lekpek, Anadolu’nun taş evlerinden Osmanlı’nın zarif detaylarına, oradan Cumhuriyet döneminin sade modernizmine uzanan bir köprü kuruyor. Lekpek’e göre; bir gümüş sürahi veya bir kapı tokmağı, bir kültürün imzasını taşıyan en güçlü dekoratif unsurlar arasında yer alıyor.
”Bugün lüks; azla yetinebilmekte, kalabalıktan kaçabilmekte ve her objede bir hikâye bulabilmekte saklıdır. Mekânın bir ruhu varsa, o mekân zengindir.”
Kusurlu Ama Gerçek: “Wabi-Sabi” Esintisi
Yazısında kusurların güzelliğine de değinen Lekpek, bir duvarın çatlağını veya bir keten koltuğun buruşukluğunu “bir tür şiir” olarak tanımlıyor. Günümüzün en şık mekanlarının “sessiz olanlar” olduğunu belirterek, gerçek güzelliğin gösterişte değil, sadeliğin samimiyetinde olduğunu hatırlatıyor.

Gülümser Lekpek Hakkında
İstanbul Ticaret Üniversitesi Ulaştırma Sistemleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Projeleri Koordinatörü ve TRAP (Trafikte Ortak Akıl Projeleri) Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olan Gülümser Lekpek; çevre tasarımı, iç mimari ve mimarlık disiplinlerini birleştirerek projeler üretmeye devam etmektedir.


Haber Editörü: Dilek Bozkurt
Kaynak: Ayar Dergi
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.