21:51 - Tarihe yön veren eserler Arete’nin 16. yıl sergisinde
18:51 - Atilla Taş’tan Erol Köse’ye: Hakkımı helal etmiyorum, ateşin bol olsun
00:49 - Savaş bataklığındaki ülkelere Erdoğan’dan “akıllı olun” mesajı
14:16 - Evine giren hırsızın aklını aldı! O anlar saniye saniye kamerada
00:31 - Bahçeli’den “Jeopolitik Kırılma” Uyarısı: “Beyrut Düşerse Bölge Sarsılır”
Hangi vakitteyiz? Hangi mevsimi gösteriyor zaman? Olmak istediklerimiz, olmaya çalıştıklarımız, olamadıklarımız…
Kaç tohum eker ürkek ellerimiz, kaç tohuma daha dokunur? Ne kadar da yoksullaştık, kendi hücresinde yokluğumuz, yoksulluğumuz. Peki ya, biz değil miydik yol olan, ses olan, gel olan, git olan?
İhanetimizden midir kalan yüzümüze bir gram nefes olma umudumuz? Kime neye ihanet etti kirpiklerimize sakladığımız gözyaşlarımız? O kadar zor muydu ağıtlar yakarak dökmek gül mercanlarımızı?
Hani diyorum ki, şenlikler kurulsa otağımızda, acıyan yaralar iyileştirilse, yanan ateşler sönse!
Hani diyorum ki, bıraksak artık arsız acılarımızı, içimize oturan matemleri, kanına bulanmış yarınları!
Gök alabildiğine mavi, bulutlar sıyrılmış olsa hüzünlerinden, kuşlar telaş içinde çalsa kapımızı!
Hani diyorum ki, geciktiğimiz, erken gittiğimiz, anlattığımız, anlatmadığımız anıları, birde gerçek sandığımız yalanları dünde bıraksak!
Ve biz ninnilere hasret kulaklarımızla yeniden, hep yeniden çocuk olsak, en temizinden…
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.