02:05 - İletişim Başkanlığı’ndan “İran” İddialarına Net Yanıt
01:45 - İRAN’DA YENİ DÖNEM İDDİASI: HALEF MÜCTEBA HAMANEY Mİ?
01:14 - Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan tutuklandı
18:31 - Cumhurbaşkanı Erdoğan, savaşa dahil olmayı düşünen ülkeyi uyardı: Diyalog masasına dönülsün
23:20 - İsrail, Hamaney’in öldüğünü iddia ediyor! İran’dan karşı yanıt geldi
Bazen sessizlik gürültüden çok şey anlatabilir.
İnsanların konuşmayı bırakması biriken acıların, korkuların ve umutsuzlukların işaretidir?
Yaşadığımızı hissettiren anlatmak, itiraz etmek, sevinmek, dertleşmek var olmanın bir sonucudur.
Ama sözün karşılığı bulunamadığında geriye susmaktan başka ne kalır?
Konuşacak enerji kaybolduğunda…
İnsan duyulacağına inanmadığı yerde konuşmak ister mi?
Anlatmanın çare olmadığı, sözün duvara çarptığı zamanlarda içe dönüş son savunma olur.
Çünkü sözün değersizleştiği yerde sessizlik daha güvenlidir.
Hatta değersizleşmenin ötesinde tehlikeli olduğu durumlarda…
O zaman toplumu susturacak bir korku iklimi oluşmuş demektir.
İnsanlar doğasından dolayı da suskun olabilir ama tüm toplumun sessizliğe bürünmesi
tehlikeli bir korku ortamına işaret eder.
Toplumu susturmanın en etkili yolu en hızlı yayılan duygu olan korkudur.
Bir kişi ceza gördüğünde, bir diğeri yalnız bırakıldığında, bir başkası dışlandığında toplumun geri kalanına bir mesaj verir:
“Konuşma, başına iş gelir!”
İnsanlarda doğruyu söyleme isteği değil, bedel ödeme korkusu desteklenince sesler birer birer kısılır.
Çünkü uzun süren baskı durumları umutları tüketir.
Umutsuzluk, sesleri boğan ağır bir sise dönüşür.
“Nasıl olsa değişmez.” cümlesi yerleşince en haksız duruma bile omuz silkmeye başlar insanlar.
Umudu olmayan kişi, konuşmanın boşuna olduğuna inanır çünkü.
Ve suskunluk derin ve tehlikeli bir duruma dönüşür.
İnsanları birbirinden uzaklaştırarak yabancılaştırır.
Bir araya gelerek hareket etmelerini engeller.
Aynı sokakta yürüyen insanların birbirini görmez olduğu bir yerde kimse kimsenin derdini de anlayamaz.
“Bana dokunmayan yılan…” diye başlayan cümleler çoğalır.
Çünkü toplum, ancak birbirimize dokunabildiğimizde anlam kazanır.
Bağlar koptuğunda bir arada olmanın da anlamı kalmayacağından dolayı sesler de kısılınca haksızlıklara karşı ses çıkarmaya çalışanlar da susturulur.
Sonunda sokaklarda, okullarda, iş yerlerinde, evlerde adalet arayışı son bulur.
Her yerde hissedilmesi gereken adalet arayışı sadece mahkeme salonlarıyla sınırlandırılır.
İnsanlar giderek haksızlıkların kalıcı olduğuna inandırılır ve içlerindeki adalet anlayışı kırılır.
O kırılma önce yüksek sesleri alıp götürse de zamanla fısıltıları bile yok eder.
Çoğu zaman öfkenin, kırgınlığın, korkunun ve çaresizliğin iç içe geçtiği yükle ezilen insanların sessizliğidir bu…
Birbirine ses olan insanların oluşturduğu toplumu yok eden bu sessizlik bir uyarıdır aslında.
Bir tek insanın cesareti, bir tek sözün sıcaklığı tüm sessizliği bozmaya ve sebep olanları cezalandırmaya yetebilir.
Yani toplum çok hızlı bir şekilde yeniden konuşmayı öğrenebilir.
Çünkü insan yaşadığı sürece değişim ihtimalini taşır.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.