21:51 - Tarihe yön veren eserler Arete’nin 16. yıl sergisinde
18:51 - Atilla Taş’tan Erol Köse’ye: Hakkımı helal etmiyorum, ateşin bol olsun
00:49 - Savaş bataklığındaki ülkelere Erdoğan’dan “akıllı olun” mesajı
14:16 - Evine giren hırsızın aklını aldı! O anlar saniye saniye kamerada
00:31 - Bahçeli’den “Jeopolitik Kırılma” Uyarısı: “Beyrut Düşerse Bölge Sarsılır”
Bazen bir insanın zihnine girmek, aslında bomboş bir odada başkalarından ödünç alınmış eşyaların arasında dolaşmaya benzer. Kendi cümlesi olmayan, başkasından duyduğuyla dünyayı yorumlayan ve derinliği sadece ezberlediği kelimeler kadar olan bir kalabalığın ortasındayız. Bu tablo içinde en acı verici olan ise, bir kitabın kapağını bile aralamamış zihinlerin, hayatını “öğretmeye” ve “iyileştirmeye” adamış ruhların iyi niyetini bir yakıt gibi kullanıp tüketmesidir.
Bilgiyle değil, sömürüyle büyümek…
Bazı insanlar vardır; öğrenmek için değil, sönük kalmış varlıklarını başkasının ışığıyla parlatmak için yaklaşırlar size. Onlar için bilgi, emekle kazanılan bir hazine değil, hızla tüketilip atılacak bir metadır. Sizden aldıkları cümleleri kendi fikirleriymiş gibi pazarlarken, aslında o fikrin mutfağında dökülen alın terini hiçe sayarlar. Bu bir nevi “entelektüel nankörlük”tür. Zira nankörlük sadece iyiliğe verilen bir karşılık değil, aynı zamanda o iyiliğin kaynağını kurutmaya çalışmaktır.
Mesafe: Bir Öz Saygı Manifestosu
İyi niyetli ve öğretici bir ruh, sömürüldüğünü anladığı an bir yol ayrımına gelir. Bu noktada koyulan o “sessiz ve asil mesafe”, bir küskünlük ya da kibir göstergesi değildir. Aksine, kişinin kendi öz saygısına yapılan haksızlığa karşı çektiği bir settir. İnsan, kendi ışığını korumak zorundadır; çünkü o ışık sönerse, artık kimseye faydası dokunmaz.
Ancak bu sessiz geri çekiliş, iyilik sömürücüsü için en büyük tehdittir. Çünkü sömürecek bir kaynak bulamayan cehalet, hemen savunma mekanizmasını çalıştırır: Kişiselleştirme ve karalama.
Karalama, Acizliğin İmzasıdır
Hiç şaşmaz; her şeyi öğrendiği, ekmeğini yediği, fikrinden beslendiği insanı ilk fırsatta ortak tanıdıklara kötüleyen kişi, aslında kendi yetersizliğini haykırmaktadır. Onu “kötü” ilan ederek, kendi eksikliğini gizlemeye çalışır. Oysa asil bir ruh, bu gürültüye ortak olmaz. Onun yolu, dedikodunun ve küçük hesapların çok üzerindedir. O, kendi hakikatini bilir ve yoluna devam eder. Çünkü bilir ki; çamur atan elin kiri, atılan kişiden çok o elde kalır.
Hayatın içinde öğretici rolünü üstlenenlere tavsiyem şudur: İyiliğinizin sömürülmesine izin vermemek sizi “kötü” yapmaz, sizi “bilge” yapar. Kelimelerinizi, bilginizi ve kalbinizi; değerini bilmeyen, üzerine tek bir cümle eklemeyen ve nankörlükle beslenen zihinlerden sakınmak en doğal hakkınızdır.
Bırakın onlar sizin cümlelerinizle , sizden aldığı ışıkla konuşmaya , siz kendi sessizliğinizle büyümeye devam edin. Unutmayın; asalet, verilen kavgada değil, o kavgaya tenezzül etmemekte gizlidir.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.