02:20 - Burcu Köksal kararını açıkladı: CHP’den istifa edip AK Parti’ye katılıyor
12:36 - Beylikdüzü Belediyesi’nden İmamoğlu İnşaat’a İmar Cezası: 40 Milyon TL ve Yıkım Uyarısı
12:09 - Büyükçekmece’de Siyasi Dengeler Değişiyor: “Erol Sahada, Belediye Sessiz”
21:57 - Ayaş Kaymakamı’na bakanlıktan da soruşturma! Görev yeri değiştirildi
12:00 - Gazeteci Dilek Bozkurt’a Anlamlı Ödül: “Gerçeğin Peşinden Gitmekten Vazgeçmedim”
Bir zincirin gücü, en zayıf halkası kadardır.
Diğer halkaların ne kadar güçlü olduğunun bir önemi kalmaz zincir koptuktan sonra!
Artık kopmuştur ve görevini yerine getirememiştir.
Üstlendiği sorumluluğa göre küçük ya da büyük zararlar vermiştir.
Bu sözü kamu kurumların işleyişi açısından ele alalım bugün:
Kamu kurumlarının en zayıf halkası nedir sizce?
Birçok şey söylenebilir belki ama en önemlisinin liyakatsiz memur ya da yöneticiler olduğunu çoğumuz kabul ederiz herhalde!
“Liyakatsiz bir atama o pozisyonu biraz zayıflatsa da işler nasıl olsa yürür.” anlayışında bir siyasi kafaya sahibiz!
Ancak bir pozisyonun zayıflığının tüm sisteme verdiği zararı görebilmek çok da zor değil.
Kimi zaman sessiz ama derin bir çürüme sonunda fark edilse de siyasilerin pek umurunda değil.
Bunun birçok nedeni var:
Karar verenlerin sorumluluk üstlenmemesi bunlardan biri!
Ya da verdikleri kararın sonucunu görecek kadar görevde kalamamaları!
Veya kalsalar da anlayabilecek nitelikte olmamaları!
Layıkıyla yerine getirebilme kapasitesi göz ardı edilerek yapılan görevlendirmelerle hangi kurum sağlıklı işleyebilir?
Sorunları doğru tespit edemeyen, doğru çözümler üretemeyen; kısa vadeli, günü kurtaran ya da kendi konumunu korumaya yönelik kararlar alan insanlar siyaset ve cemaat etkisiyle kadrolaşınca sadece o kurum değil aslında devletin ve toplumun tamamı zarar görüyor.
Zayıflık ve kırılma bir yana sağlam halkaların da konsantrasyonu ve inancı sarsılıyor!
Riskleri öngöremeyen, uzmanların uyarılarını ya anlamayan ya da ciddiye almayan, sadece kendi istikballerine odaklanan siyasilerin bunu anlamasını beklemek biraz fazla tabi!
Sonuç? Geciken projeler, artan maliyetler ve kimi zaman telafisi mümkün olmayan hatalar…
Özellikle eğitim alanında yapılan liyakatsiz atamalar uzun vadede ülkemizin geleceğini doğrudan etkileyen sonuçlar doğuruyor.
Okul, il, ilçe yönetimlerinde görev alarak doğrudan sahada çalışanları bir tarafa bırakalım…
Eğitim politikalarının belirlenmesinde etkili olan merkez kadrolar ehil olmayan kişilerin ellerinde olsa bugün yaşadığımız birçok sorunu yaşamayabilirdik.
Nitelikli insan yetiştirme sürecini sekteye uğratan bu sapkın tutum geçmişte verilen yanlış kararların bedeli.
Düzeltmezsek yıllar sonra da durum pek farklı olmayacak!
Peki biz neden doğru adımlar atamıyoruz?
“Nasıl olursa olsun bizim olsun.” Anlayışından olabilir mi?
Adım atması gerekenlerin de liyakat yerine sadakatle görevlendirilmesinden…
Hangi çarpık yapı elindeki güçleri kaybetmek ister?
Karmaşadan ve kaostan beslenen düzen, kendi cennetini kendi kararlarıyla sonlandıracak değil.
Onun için radikal girişimler gerekiyor.
Zayıf halkaları güçlüleriyle değiştirmek zor ama en azından bundan sonra sağlam halkalar ekleyerek geleceği kurtarmak mümkün.
Tabi kurtarmaktan ne anladığımıza da bağlı!
En azından liyakatsiz atamaların diğer zararını azaltmış oluruz:
Kurum içi motivasyonu arttırarak gelecek için bir güven ortamı oluşturabilir.
Yıllarını vererek kendini geliştirmiş, emeğiyle bir yere gelmeyi hedefleyen çalışanlar, hak etmedikleri halde yükselen kişileri görmeyince inançları yeniden canlanabilir.
Böylece verimliliğin düşmesinden beyin göçüne kadar birçok sorunu ortadan kaldırabilir.
Kültürel erozyonu durdurmak da cabası…
Unutmamamız gerek en önemli gerçek şu:
Çöküş büyük hatalarla değil, küçük yanlışlarla başlıyor. O yanlışların çoğu da en zayıf halkayı oluşturan liyakatsiz atamaların sonucu.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.