İnsan psikolojisinin en karanlık labirentlerinden biridir haset. Basit bir kıskançlıktan farklı olarak haset, “bende yoksa onda da olmasın” yıkıcılığıyla beslenir. Başarılı birini gören haset dolu zihin, o başarıya ulaşmak yerine başarıyı aşağı çekmeyi bir varoluş amacı haline getirir. Çünkü başkasının ışığı, onun kendi yetersizliğini yüzüne vuran sert bir aynadır.
Sahte Dostluklar ve İttifaklar
Kıskanç kişi, hedef aldığı kişinin doğrudan karşısına çıkacak cesarete sahip değildir. Bu yüzden “karalama kampanyasını” sinsice, bir satranç oyuncusu titizliğiyle kurgular. İlk hamlesi, hedefindeki kişinin mesafe koyduğu, samimiyetsizliğini fark edip elediği veya çıkar odaklı bulduğu “istenmeyenlerle” temas kurmaktır.
Bu durumun psikolojik karşılığı “düşmanımın düşmanı dostumdur” sığlığıdır. Kıskanç insan, hedefinin reddettiği ne kadar profil varsa onları bir araya getirerek suni bir cephe oluşturur. Sahte gülümsemelerin arkasında, ortak bir nefret paydasında birleşen bu grup, aslında birbirine bile güvenmeyen bir “çıkarlar koalisyonu”dur. Bu yıkım planını uygularken duyduğu o hastalıklı haz ise, aslında kendi içindeki boşluğu başka birinin canını yakarak doldurma çabasından ibarettir.
En Büyük İntikam: Yolunda Yürümek
Tüm bu gürültünün, fısıltı gazetelerinin ve kurulan tuzakların ortasında; kıskanılan kişinin elindeki en büyük güç sessiz üretkenliğidir. Kötülüğün planı ne kadar karmaşıksa, iyiliğin ve üretmenin cevabı o kadar sadedir: İşini yapmaya devam etmek.
Kötülük yapan, vaktini başkasının hayatını kurgulayarak harcar; üreten ise vaktini kendini inşa ederek kazanır.
Çıkar odaklı tiplerle kurulan dostluklar ilk fırtınada dağılırken, üreten kişinin emeği kalıcı bir kale inşa eder.
Hedef alınan kişi, kendisine kurulan tuzakları gördüğünde sarsılabilir, ancak yoluna devam ettiğinde şunu fark eder: Birileri sizinle uğraşıyorsa, yürüdüğünüz yol onların hayallerinin bile ötesindedir.
Sonuçta, sinsi planlar ve karalamalar bir toz bulutu gibidir; rüzgar dindiğinde geriye sadece gerçek başarı ve üretilen değer kalır. Kötülük, kendi kazdığı kuyunun karanlığında debelenirken; üreten insan, yoluna devam etmenin verdiği o eşsiz huzurla sadece önüne bakar. Çünkü güneş, balçıkla sıvanmak istense de sadece sıvanmak istenen elleri kirletir; kendisi parlamaya devam eder.
Son bir not:
“ Başkasına mezar kazmak için harcanan o yoğun mesai, aslında kişinin kendi karakterinin cenaze törenidir. Hayat, sadece inşa edenleri ödüllendirir, yıkanları ise kendi enkazının altında bırakır.”
Sevgilerimle…
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.