13:16 - AK Parti Beylikdüzü Sahada: “Gönül Bağlarımızı Kuvvetlendiriyoruz”
10:24 - İBB Davasında Çalık ile İtirafçı Beyaz Karşı Karşıya: Çelişkiler Duruşmaya Damga Vurdu
10:22 - Beylikdüzü Siyasetinde “İstifa ve Mobbing” İddiaları
10:04 - Togay Çoban’ın Esenyurt Buluşması: PR Çalışmaları mı, Çözülemeyen Sorunlar mı?
Üniversite yerleştirme sonuçları oldukça erken açıklandı.
Gençlerin merakla bekledikleri sonuçlar hayatlarında yeni bir dönemi başlatsa da yeni sorunları da beraberinde getiriyor.
Yerleşemeyenlerin yaşadığı sorunlar hepimizin malumu…
Ya yeni bir yol ya da yeniden bir hazırlık süreci…
Yerleşenler için de sorunlar bitmiş olmuyor maalesef!
Hatta daha da büyüyor:
En başta okudukları üniversitenin kendilerine faydası olup olmayacağı endişesi…
Bu sorun okul bitene kadar akıllarından çıkmayacak.
Sonrasında barınma problemi geliyor.
Şu sıralar tüm gençlerin aileleriyle birlikte ilgilendiği en önemli konu yurt başvuruları ve yurt çıkmazsa ne yapacakları…
Çünkü bölüm açma ve kontenjan belirleme esnasında uygun altyapı olup olmadığı pek dikkate alınmıyor!
Yani bu işleri çok planlı yaptığımız söylenemez!
Diğer tarafta bir ay sonra tanışacakları yeni bir şehir, yeni arkadaşlar, yeni dersler var.
Puanı tuttuğu için gittiği bölümün kendine ne kadar yabancı geldiğini fark edenler olacak bir de!
Yanlış olan bir eğitim sisteminden yanlış olan bir sınav düzeninden çıkacak kaçınılmaz sonuç.
Diğer tarafta ise üniversitelerin eğitim anlayışı var:
Araştırma ve inceleme yerine sınıflara doldurulan öğrencilere bilgi yüklenmesi…
Düşünme ve sorgulama yetilerinin geliştirilmesi yerine törpülenmesi…
Bina, kampus ve teknolojik sınıfların yetmediğini gidip görünce anlayan öğrenciler üniversitede de önceki eğitim hayatlarında olduğu gibi sınav geçerek diploma almaya odaklanıyor!
Ders anlatan hocadan notlar alarak sınava hazırlanan döngünün ötesine geçemiyor!
“Neden?” diye soramıyor, soranlar da birçok yerde cevap alamıyor!
Burada da hoca atamaları önümüze çıkıyor:
Bir zamanlar mantar gibi türetilerek birilerine peşkeş çekilen kadroların görevini ne kadar yapabildiği…
Şu anda öğrenci bulamayan bölümler için kaynakların nasıl israf edildiği…
Daha neler neler…
Her ne kadar yerleşme oranları yüzdelik olarak oldukça iyi görünse de boş kalan bölümlerin sayısı da az değil.
Vakıf üniversitelerin ücretli kontenjanlarını saymasak bile hatırı sayılır üniversitelerin azaltılmış kontenjanlarının dahi dolmadığı bölümleri var.
Mesela Çukurova Üniversitesi Felsefe Öğretmenliği, Harran üniversitesi Çevre Mühendisliği ya da Kahramanmaraş Sütçü İmam Tekstil Mühendisliği gibi…
Daha birçok şey söylenebilir belki ama hepsinin özeti eğitime bakış açımızda gizli aslında:
Yeni şeyler üretmeye değil de olanı öğretmeye odaklı yaklaşımımızda…
Bir şey öğren demek yerine dersi geç diyen eğitim kurumlarımızda…
Tüm dünyada kaliteli üniversitelerin kazandırdıkları sorgulanırken bizim mevcut kaliteyi bile yerle bir etmemiz nasıl açıklanır bilemiyorum.
Ama öğrencilerin yerleşip yerleşmemek konusundaki endişelerini aşmak mevcut tutumla pek mümkün olmayacak gibi.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.