23:50 - İBB kreşinde çocuğa şiddet soruşturması! Tutuklama kararı var
13:30 - Eleştiriler sonrası Bakan Şimşek’ten yeni hamle! Emeklilere 10 bin lira ek maaş
13:24 - 6 yıl süren boşanma davası sonuçlandığı gibi Afrika’da 8 adet adak koç kestirdi
13:09 - Bahçelievler’de kuyumcuda soygun yapan şüpheli, silahla yakalanarak tutuklandı.
Acılar, bitmeyen, bitmek bilmeyen ölümler…
Tanık olunan her acı, her kayıp, her ölüm tek tek her insanın kendi benliğinde ve bütünlüğünde büyük büyük boşluklar oluşturur. Siz farkında olmadan bu boşluk hissi tüm toplumu kuşatır.
Peki ya bu boşluk nasıl dolar?
Yaşanan herhangi bir acının, katliamın içinde olalım veya olmayalım kayıplarla yüzleşip hesaplamadan bu boşluk dolmaz, uzlaşma olmaz, toplumsal barış sağlamaz. Bu yüzleşme ancak ve ancak ”doğru tanıklık” yapılabilinecek tanıklarla tutulan ” yas” la mümkündür. Yani yaşanan tüm acılı olaylarda belirleyici olan tanıklardır.
İlk tanık da insanın kendisidir. İnsanlar ölürken onlar için kaygılanmayan, kötü tanıklık yapan herkes ”içindeki kötü” yü tanımıyordur, rahatına düşkün, bildiğini bilmeyendir. Barışa bilmek için huzursuzluk hissi duymak gerekir.
Aksi durumda yasaklanan, görmezden gelinilen, yok sayılan her yas geri döner. Çünkü ölüler katillerini asla unutmazlar, kendilerini kimin öldürdüğünü bilirler. Ve o ölülerin sahipleride o katillerin yasını hep tutarlar. İşte bu yüzdendir bugün yasını tutmayı bekleyen mezarlıkların doluluğu.
O halde; benim, senin, onun acısı, kaybı demeden “ateş düştüğü yeri yakar” algısını çürütüp, yaşanan her acıyı sahiplenmeli, doğru tanıklık ederek yüzleşmeliyiz.
Yamalardan oluşan bir toplum yapısından sıyrılıp, boşlukların gerektiği şekilde doldurularak toplumsal barışın ve huzurun sağlanacağı yollarda buluşalım..
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.